Ebrunun Anlamı ve Geleneği :

Ebru, yoğunlaştırılmış su üzerinde renklerin sınırsız değişimlerle birbirleriyle kaynaşmasıdır. Ebru üstünde buluta benzeyen renk kümeleri meydana gelmektedir. Bu yüzden bulutumsu, bulut gibi mânasına gelen Farsça ’’ebri’’ kelimesi kullanılmıştır. Ebru, malzemesi, felsefesi ile Orta Asya kökenli geleneksel bir Türk-İslâm sanatıdır. Bir kağıt boyama sanatı olarak ebru, tezhib ve hat ile birlikte kitap sayfalarında, murakka kenarlarında, ciltlerde, yazı boşluklarında ve koltuklarında kullanılır . Bununla birlikte günümüzde başlı başına bir sanat eseri olarak düşünülmekte ve sergilenmektedir. Ebruculuğun hangi tarihten beri bilindiğini, bugün için elimizde bir belge olmadığından, söyleyemiyoruz. Eski tarihi kitap ciltlerinde yan kağıdı (kapak ile kitabı birbirine bağlayan kağıt) olarak ebruyu görmekteyiz. Bu eserlerin yazıldıkları tarih bilinse bile bizim için ebruya dair bir belge sayılamaz. Çünkü böyle eski yazmalar bir kaç defa tamir görüp yenilenmiştir.

 

Tarihi en eski olan olan ebru kağıdı, 1554 yılına ait bir malik-i Deylemi yazısıdır. Yazı hafif ebru üzerine yazıldığı için yazı tarihinden ebru kağıdının tarihi öğrenilmiştir.

 

Ebru sanatı Batı’da ‚'Türk Kağıdı' veya 'Türk Mermer Kağıdı' adını almıştır. Osmanlı asırlarında İstanbul’a gelen Batılı seyyahlar buradan hatıra, hediye olarak ebru kağıtlarını ülkelerine götürmüşler veya ‚'Türk kâğıdı' adıyla özellikle İtalyan tüccarlar eliyle Floransa ve Venedik’te satılmıştır. Türk ebrusu buradan diğer Avrupa ülkelerine götürülmüştür. İtalya’ya yaptığım seyahatte Floransa’da yalnız ebrû kâğıdı ve ebrudan yapılmış eşyalar satılan dükkân gördüm. Avrupalılar ebrû kağıdına mermer kağıdı(pupıer marbre,marmar pupıer, marbled paper) demektedirler.

 

Ebru ustadan çırağa öğretilerek günümüze kadar gelmiştir. Bilinen meşhur ebrucular: Ayasofya hatibi Mehmet Efendi (öl.Nisan 1773) Şeyh Sadık Efendi (Öl.Temmuz 1846) Hazerfen Edhem Efendi (1829-1904) Necmeddin Okyay (1883-1976) Mustafa Düzgünman (1920-1990)

 

Ebruculukta Kullanılan Malzemeler :

 

Boyalar: Eskiden beri ebruculukta toprak boya dediğimiz tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edilen madeni boyalarla, bazı suda erimez bitkisel asıllı boyalar kullanılmıştır.

 

Kitre: Anadolu kır ve dağlarında yetişen geven otunun gövdesinden sızan öz suyundan elde edilen ve üstüne boya serpilecek suyun içine yapışkanlık vermek için kullanılan bitkisel zamk.

 

Sığır ödü: Kitreli suyun üzerindeki boyaların dibe çökmeden yayılmasını temin için yüzeyde gerilim sağlayan hayvansal madde. Öd suyunun bozulmaması için önceden kaynatılır ve bu şekilde saklanır.

 

 

 

Ebru, güzele ulaşma isteği ve sonsuzluğa kavuşma arzusudur. Ebru, renkler dünyasında rüya gibi bir yolculuktur.

 

Ebrunun Felsefesi :

Büyük ebru ustaları ebruda nice hikmetler bulmuşlar, bu sanatımızı İslâm tasavvufunun sembol ve mecâzları ile açıklamışlardır. Ebrucunun boyaları hazırlayıp kitreli suya atması ‚ irade-i cüzziye, yani ebrucunun iradesi ile, bundan sonrası ise irade-i külliye ile yani Yaradan’ın iradesi ile açıklanır. Boyaya karıştırılan sığır ödü hayvandan elde edilir ve necaset olmasına rağmen,renklerin birbirine karışmamasına veya dibe çökmesine mani olur, renklerin açılmasını sağlar.Bu da bize Allah’ın yarattığı hiçbir şeyin boşuna veya faydasız olmadığını gösterir. Su içerisine karıştırılan kitre geven bitkisinden elde edilir.Ebrucu hayvan,bitki ve topraktan alınan maddeleri kullanarak, ayrıca fırçalarını at kılından, saplarını rutubete dayanıklı olduğu için gül dalından yaparak‚’’eşref-i mahlûkat’’(mahlûkatın şereflisi) olduğunu gösterir.

 

Modern tıp mecmualarında yayınlanan mikroskop altındaki bazı organlarımızın hücre dokularının görüntüleri ile ebru resimleri arasında şaşırtıcı bir benzerlik vardır. Kendi vücudumuzdan ebruya yansıyan bu benzeme dikkat çekicidir.Bodrum’daki son sergimde Diyebetolog bir Alman doktor kırmızı zemin üzerine yaptığım neftli ebruyu pankreas hücrelerinin mikroskop altındaki görünüşüne tıpatıp benzeterek hastalarına göstermek üzere bu eserimi aldı.

 

 

Nasa tarafından yayınlanan uzay resimleri ile ebru arasında da bu yansımaları görebiliriz. Küçük ve büyük kosmosun ebruda buluşması bu ilâhi hikmete bir işaret değil mi? Her ebru, aynen bir insan gibi bir benzerinin yapılmasının mümkün olmadığı bir eserdir. Ebruda suyun, kitrenin, toprak boyanın,ödün denge içinde olması gerekir.Ne fazla, ne eksik ebrudaki bu denge insan vücudundaki dengelere benzer.

 

Ebru sanatçısı, ebru teknesinde kitreli su üzerine attığı renklerle doğamızın binbir güzelliğini yansıtırken, bütün bu güzelliklerin yaratıcısına şükrünü ifade etmeye çalışır. Hiç şüphe yok ki, yurdumuz Türkiye’nin doğası ebrucuya bütün güzelliklerini sunar. Baharda Anadolu kırlarındaki rengârenk çiçekler nerde var?. Ya dağ ufuklarındaki mehâbet, veya ova ufuklarındaki huzur nerde bulunur?.Ya da İstanbul’da, Bodrum Gümüşlük koyunda deniz ufkunda gurup vakitlerinde beliren insanı teselli eden renkler nerde görülür? Yine yurdumuzdan başka nerde yıldızlı semadaki haşmeti seyrederiz? Bütün bu renkler, bu güzellikler, ebrucunun ruhundaki güzelliklerle ebru teknesine yansır ve bunları başkaları ile paylaşma imkânını bulur.

 

Burada yeri gelmişken, Türkiye’yi mozayiğe değil de ebruya benzetmenin daha doğru olduğuna işaret etmek istiyorum. Çünkü mozaik de renkler kendi başına kalırken, ebruda renkler birbiriyle kaynaşır. Halkının büyük çoğunluğunun Türk kültürünü yaşadığı ülkemizde ancak ebru gibi olunur.

 

Ebru sanatının geçmişte ve bu gün iyi bir terapi özelliğinin olduğu kabul edilmektedir. Ebru Osmanlı asırlarında Dar-ül şifa’larda ve günümüzde ruh ve sinir hastalıkları alanında şifa kaynağı olmuştur.Ebrunun dimağın yıkanmasını sağladığı ve kötü düşünceyi engellediği bu sanatla ilgilenenleri güzel düşünmeye ittiğine inanılmaktadır. Ebrunun 20.asırda Türkiye’de yeniden dirilişini hattat Necmettin Okyay ve özellikle onun öğrencisi Mustafa Düzgünman’a borçluyuz. Mustafa Düzgünman’ın sanatçı kişiliği ve üstün ahlâki özellikleri yakınlarda kaybettiğimiz Prof. Ahmet Yüksel Özemre’nin kaleminden Kubbealtı yayınlarından çıkan 'Üsküdar’da Bir Attar Dükkânı' isimli eserde anlatılmıştır. Ebruya büyük ilgi duymam ve öğrenme isteğim bu eser sayesinde olmuştur.

 

Yüzyıllardan beri ustadan çırağa öğretilerek günümüze gelen ebru sanatımız gelecekte genç sanatçılarımız elinde daha iyi noktalara gelecek ve aynı zamanda kendi öz sanatımızla, yerel renklerimizle dünyaya açılacağımıza ve evrenselliği böylece yakalayacağımıza inanıyorum.

 

 

© 2009 zekionsoz.com